Dr. Akansel YALÇINKAYA

Dr. Akansel YALÇINKAYA

Havacılık Tarihi, Havacılık İktisadi Tarihi, Havacılık Kitapları ve Yayınları

Zeplin, Yunus Nadi ve 1929..

28 Temmuz 2020 - 17:02

Zeplin, Yunus Nadi ve 1929..
Başlığı okuyanlar bilmece sorduğumu sanmasın… Bu yazıda Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu Yunus Nadi Bey’in Kırk Dokuz Saat Zeplin ile Havada adlı ‘meşhur’ gezi kitabından bahisle bu geziye de yer veren bir kurgu eseri romandan söz etmek niyetindeyim.


 
Kırk Dokuz Saat Zeplin ile Havada;
1934’te çıkan soyadı kanunuyla birlikte Abalıoğlu soyadını alacak olan Cumhuriyet Gazetesi kurucusu ve milletvekili Yunus Nadi’nin 1930 yılında yayımlanmış bir gezi kitabıdır. Graf Zeplin adlı hava gemisi ile 1929 yılında Avrupa üzerinde yaptığı 49 saatlik uzun seyahatindeki izlenimlerini naklettiği bu kitaptaki yazıları esasında önce 1929 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde bölümler halinde tefrika edilmiştir. Kitapta belirtildiği üzere yazılar gazeteye Graf Zeplin’de bulunan telgrafla ulaştırılmıştır.
 
1930’daki ilk ve tek (hatta son) basımından sonra;
Maalesef tekrar neşredilmeyen ve bu sebeple ikinci el değeri ve dolayısıyla fiyatı bir hayli artan kitabı Gezegen Sahaf’ın bir müzayedesi sayesinde edinebilmek mümkün oldu. Seyahate ilişkin çok sayıda siyah beyaz fotoğrafın da yer aldığı 104 sayfalık kitap, Cumhuriyet Gazetesi’nin de basıldığı matbaa olan Cumhuriyet Matbaası’nda basılmış… Havaî sefine, tayyare, gazete karileri, cevelân vb. gibi eski dilde kelimelerle bezeli bu gezi kitabı hem tarih hem havacılık meraklılarına ilginç gelebilecek onlarca ayrıntıyla dolu…
 
Kitabını girişte;
“Karalarının ve denizlerinin olduğu gibi göklerinin hudutlarını da korumak için anlayışlı fedakarlıklarının en ilerisini güle oynaya ihtiyar etmekte olan büyük Türk milletine ithaf olunmuştur.” (s.5) şeklinde ithaf eden Yunus Nadi, daha önce Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edilen yazıları kitap halinde neşretmesinin gerekçesini ise; “Memleketimizde tayyareciliğe karşı çok memduh milli bir alaka beslenilmekte olduğu için hava vesaiti hakkında gördüklerimi ve duyduklarımı ufak risalelerde toplamak hevesinden kendimi alamamakta bulunuyorum. Bu hevesin tatminine mukaddeme olarak Graf Zeplin ile seyahatimin Cumhuriyet’te intişar eden notlarını bu kitapta bir araya topluyorum. Bu seyahat benim Cumhuriyet karileri hesabına candan bir alaka ile ve büyük şevkler, memnuniyetler içinde yaptığım bir seyahattir. İstedim ki maksudu Türklerin hava işlerine alakalarını çoğaltmak olan bu teşebbüs berhava olup gitmesin.” (s.8) olarak zikretmektedir.
 
Zeplin yolculuğundan önce;
Dornier X tayyaresi ile Konstans gölü üzerinde bir cevelan yapan Nadi, biletleri günler öncesinden tükenmiş olan Zeplin yolculuğu için nasıl canhıraş bir mücadele vererek ‘biz değerli karileri’ için yer bulmak şerefine nail olduğunu da şu sözlerle belirtmektedir: “… Zeplin ile velev ki Almanya üzerinde bir seyahat yapmak imkânı hasıl olduğu zaman damarlarımda nasıl ateşli bir kanın cevelan etmiş olduğunu şimdi daha iyi takdir edersiniz. Bu seyahate iştirak edebilmek için bütün Almanya’nın altını üstüne getirdim desem mübalâğa olmaz. … Ben gazeteci behemehal seyahate iştirak etmeli, hulâsa Zepline binmeliydim. Temin ederim ki kendim için değil, bilâkis sizler için, karilerim için!... Hakiki gazeteci kendisi için değil, karileri için yaşıyan bir mahlûktur. (s.21).

Nihayet mutlu sonla biten bu arayış sonucu Friedrichshafen kentine gelen Nadi 21 Ekim 1929 tarihinde Zeplin yolculuğuna başlar. Önce Münih’e daha sonra daha güneye Viyana’ya doğru devam eden seyahatin ileri duraklarında Sofya ve Bükreş gibi Balkan şehirlerinin üzerinden bu kez Macaristan ve Çek Cumhuriyeti güzergahından Friedrichshafen kentine döner. Dönüş güzergahındaki Breslav’da inerek Berlin seyahatine buradan trenle devam etmek isteyen Yunus Nadi hava muhalefeti nedeniyle Friedrichshafen’da inmek durumunda kalmış; Zeplin yolculuğunun başından itibaren ve özellikle Sofya’ya yaklaştıklarında neden güzergahta İstanbul’a uğranılması gerektiğinde ısrarcı olmuştur. Zeplin’deki ikramlardan, hava gemisinin iç tasarımına kadar birçok detayla bezeli zengin ve edebi anlatımla süslü eser, çoğunluğu Yunus Nadi’ye ait olmak üzere tayyareciliğe dair Cumhuriyet gazetesinde daha önce yayınlanmış yazılardan oluşan Tayyareciliğe ait müteferrik yazılar adlı bir lahika (ek) ile son bulmaktadır.
 
1929… Acayip bir roman…
Ne alakası var diyecekseniz;
Açıklayayım. Ahmet Sipahioğlu’nun elinden çıkma bu acayip hikâyenin kahramanlarından biri Yunus Nadi ve tabii ki onun hayli meşhur Zeplin seyahati…
 
Daha kimler kimler…
Mazhar Osman’dan Medyum Enis Behiç’e, Dadacılardan, Beyaz Ruslardan Güzellik yarışması namzetlerine… Sipahioğlu ismiyle müsemma romanında 1929 yılının günlerine paralel Cumhuriyet Dönemi’nin gerçek kişilerini kurgu karakterlerle harmanlayarak bir yılın hikayesini anlatıyor.
 
Ve hatta kitabın başında da;
“Bu kitapta yer alan kişi ve olayların bazıları gerçektir.” diye uyarıyor. Arka kapakta Editör de ekliyor: “İster bir roman gibi okuyun ister saatli maarif takvimi gibi…”
 
Editörün hakkı var;
Sipahioğlu mizahi üslubu elden bırakmadan muazzam bir tarihsel kolaj yapmış… Kolaj yazarın uzmanlık alanı, zira kendisi güzel sanatlar alanında profesör ve görsel anlatım ve kurmaca konularında çalışıyor. Amma velakin gerçek kişileri ve olayları anlatırken gerçekliğe de o kadar bağlı kalmıyor. Çok da iyi yapıyor. Zira, Yunus Nadi’nin Zeplin seyahatinden daha önce haberdar olan ben bile kitapta kurgulanmış seyahat havadisleri geldikçe meraklanmadan edemedim.
 
Adı Yunus Nadi olarak zikredilmese de;
Yazar bizi romanın 188. sayfasında Zepelin başlıklı habere imza atan başyazarımız ile tanıştırarak seyahatin müjdesini veriyor: “Aziz ve kıymetli karilerim; bu makaleyi ne kadar heyecanlı ve istekli bir şekilde kaleme alıyorum, tahmin bile edemezsiniz.
 
Sebebi şu;
Bir hafta kadar önce Almanya’nın İstanbol konsülat jeneralinden aldığım bir davetle, kısmetse öbürgün, haberlerini daha önce de gazetemizde neşrettiğimiz Herr Von Graf’ın meşhur Zepeliniyle bir Evropa turuna iştirak etmemiz bahis konusu olmuştur.” Romanın devamında başyazarımız neler mi yapıyor? 6 Eylül 1929’daki gibi kâh zepline karşı tayyareyi savunan Con Ahmet’e verip veriştiriyor kâh seyahat intibalarını paylaşıyor.
 
İşte tam da burada;
Sipahioğlu’nun muzip muhayyilesi devreye giriyor; Zeplin’ini İstanbol’a getiriyor, başyazarın yokluğunda bunu fırsat bilen ve başyazarın makamına yerleşen işbilir ve uyanık muhabire önce Göklerde Facia: İçinde Başyazarımızın Da Bulunduğu Meşhur Graf Zepelin Hava Gemisi Balkanlar Üzerinde Arızalandı ve Kayboldu!.. Başyazarımızın Hayatından Endişeliyiz!.. diyor birkaç gün sonra da Müjde!.. Balkanlar Üzerinde Graf Zepelin’le Dolaşırken Kaybolan Başyazarımız Şehrimize Döndü! diye müjdeyi veriyor. Sonunda ne mi oluyor? “Çık ulan odamdan. Serseri!..”

“?!?!?!”

“Ne demek istiyorsun ulan sen?.. Ne kaybolması?.. Ne kargası?.. Yok üşümüşüm de, yok ayrılmak için Dr. Ekener’den müsaade almışım da!.. Ne yapmaya çalışıyorsun? Neyin peşindesin?.. Ukala herif! Kovuldun!.. Defol! Gözüm görmesin seni! Gazetecilik mesleğine kendi ellerinle nihayet verdin. Yazıklar olsun sana!.. Yıkıl karşımdan. Bir de yokluğumdan istifade edeceğini zannedip, kendini aklısıra başyazarın yerine koyuyor utanmadan. Benim masamda oturuyor, benim cıgaralarımı tüttürüyor. Defol!..”
Başyazarımızı Yunus Nadi ile muhabirimiz arasında gerçekten böyle bir diyalog geçti mi? Bilmiyoruz, muhtemelen hiçbir zaman da öğrenemeyeceğiz. Hatta iyi ki de öğrenemeyeceğiz…
 
Sevgili kariler diye başlıyordu baş yazarımız…
Kıraat kökünden gelen kari (çoğulu kurrâ imiş) tahmin edileceği üzere okuyucu demek… Yunus Nadi’nin Kırk Dokuz Saat Zeplin ile Havada’sı 1930’da, Ahmet Sipahioğlu’nun 1929’u da 1997’de ilk ve maalesef tek baskılarını yapmış…
 
Eee ne demişti Oğuz Atay;
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” Biz de soralım o halde; “Biz buradayız sevgili karilerimiz, siz neredesiniz acaba?”
 
Sevgilerimle,
Akansel YALÇINKAYA
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum