Dr.Kpt.Plt. M. Melih BAŞDEMİR

Dr.Kpt.Plt. M. Melih BAŞDEMİR

Pilotaj ve CRM

Hava Sahası ve FIR Sorunu

07 Eylül 2020 - 12:51

Ulusal hava sahasının genişliğine ilişkin tartışmalar, 1974 sonrasında Türk - Yunan ilişkilerinin gündeminde sıklıkla yer alan bir konu olmuştur.
 
Bu konudaki tartışmalar, özellikle, Yunan ulusal kara sularının genişliği ile hava sahasının genişliği arasındaki farktan doğmaktadır. Uluslararası hukuk kuralları, devletlerin egemenliklerine ilişkin hakları düzenlerken, devletin egemenliğinin ülkesel toprakları, bu topraklara kıyı oluşturan karasuları ve bütün olarak, bu bölgeler üzerindeki hava sahasını kapsamakta olduğunu hükme bağlamıştır.

Kısaca; 
Bir devletin karasuları sınırı ile ulusal hava sahasının genişliği aynı olmak zorunda; devletin bu alanlar üzerindeki münhasır egemenlik hakları bulunduğu kabul edilmektedir.
 
Günümüzde;
Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki ulusal karasularının genişliği 6 mil olmasına karşın, ulusal hava sahasının genişliği 10 mil olarak iddia edilmektedir. Yunanistan'ın bu yöndeki uygulamaları, bu ülkenin 1931 yılında hazırlanan bir kararname ile, yalnızca havacılık ve polis sorunları için ulusal karasuları sınırını 10 mil olarak saptadığını açıklaması ile gündeme gelmiştir.
 
Bu dönemde;
Yunanistan'ın karasuları 3 mil olarak kabul edilmiş olmasına karşın ulusal hava sahası 10 mildir. Burada Türkiye açısından en büyük sorun 10 NM’lik hava sahası genişliğinin “de facto” olarak kabul edilmemesi diğer bir ifadeyle hava sahasının karasularının dışında bir sahaya taşmasının asla kabul edilemez olduğunun bildirilmemesidir.
 
Buna bağlı olarak uluslararası hukukun hava sahası konusunda saptamış olduğu  kurallara açıkça aykırı olan bu uygulama, Türk - Yunan ilişkilerine 1974 yılında etkide bulunmaya başlamıştır. İki ülke arasındaki ilişkilerde Ege Denizi'ne ilişkin uygulamaların görüş ayrılıklarına neden olması ve Kıbrıs Barış Harekatı ile gerginleşmesi, hem Yunanistan hem de Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki ulusal çıkarları açısından duyarlı davranmalarına neden olmuştur.
 
Bu bağlamda;
Yunanistan, ilk kez 1974 Haziran ayında ICAO'ya başvuruda bulunarak ulusal hava sahasının 10 mil olarak belirlendiğini bildirmiştir.  Yunanistan'ın uluslararası alanda ilk kez bu konuda bir istemini dile getirmiş olması karşısında Türkiye, 1975 Nisan ayında göndermiş olduğu bir teleks mesajı ile ICAO'ya, Yunanistan tarafından ilan edilen 10 millik hava sahası uygulamasını kabul etmediğini açıklamıştır.
 
Ayrıca;
Türkiye bununla yetinmeyerek, 5 Mayıs 1975 tarihinde Yunanistan'a göndermiş olduğu bir teleks mesajı ile ilan edilen 10 millik hava sahasını kabul etmediğini bildirmiştir. Ancak bu karşı duruş Kıbrıs Harekatı’ndan hemen sonra ve Yunanistan’ın hava sahasını 10 NM’e çıkardığını ilan etmesinden tam 43 yıl sonra gelmiştir. Ve bu karşı duruş çok geçtir
 
Tarafların;
Yaklaşımlarındaki katılığı korumaları ve yapılan çeşitli görüşmelerden bir sonuç alınamaması, Türkiye'nin 10 millik hava sahasını tanımadığını göstermek için askeri tatbikatlar sırasında Yunan karasuları ile iddia edilen 10 millik hava sahası arasındaki bölgelerde uçaklarını uçurmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Türkiye'nin bu girişimlerini Yunanistan, ulusal hava sahasının ihlal edilmesi şeklinde yorumlamakta ve her seferinde Türkiye'yi protesto etmekte, buna karşılık Türkiye, bu protestoları geri çevirmektedir.
 
Yapılan görüşmeler sırasında Yunanistan, ulusal hava sahsını 10 mil olarak belirlemiş olmasını uluslararası hukuka uygun bir girişim olarak değerlendirmiş ve 1931 yılından beri, Türkiye'nin, bu yöndeki  uygulamalara tepki göstermediğini ileri sürerek, zımni olarak Türkiye'nin 40 yıldan beri bu uygulamayı kabul ettiğini iddia etmiştir ki bu konuda kendine göre haklıdır.
 
Yunanistan'ın bu konudaki görüşlerine karşı Türkiye, uluslararası hukuk kurallarına göndermede bulunarak; Yunanistan'ın bu uygulamasının, 1944 Chicago Sözleşmesi'nin 1. ve 2. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
 
Bu sözleşmenin:
1. maddesine göre;"Sözleşmeyle, devletler her devletin ülkesi üzerindeki hava sahasında tam ve münhasıran egemenlik haklarına sahip olduğunu tanırlar."
2. maddeye göre ise,"Bu Sözleşmenin amaçları açısından bir devletin ülkesi deyimiyle bu devletin egemenliği, hükümranlığı, koruması ya da mandası altında bulunan toprakları ve bu topraklara bitişik olan karasuları kastedilmektedir." 

Türkiye;
Bu sözleşmenin hükümlerine dayanarak, Yunanistan'ın karasuları sınırları ötesine taşan bir ulusal hava sahası saptayamayacağı görüşünü ileri sürmektedir. Buna göre, bir devletin egemenliği, ancak karasuları üzerindeki hava sahasının genişliğine bağlı olarak, o devlete egemenlik hakları sağlamaktadır. Dolayısıyla, Yunanistan'ın 6 mil olan karasuları, kendisine, ancak 6 millik bir hava sahası sağlamaktadır, 6 mil dışında kalan bölge bütünüyle uluslararası hava sahasını oluşturmakta ve Yunanistan'a egemenlik hakkı tanımamaktadır. Gerçekten, uluslararası hukuk bir kıyı devletine farklı amaçlar için farklı genişlikte karasuları ilan etme olanağı tanımamaktadır. Bu anlamda bir devletin karasularıyla hava sahası arasında bir özdeşlik olması ilkesinden söz edilebilir.  Hukuken Türkiye’nin haklılığı şüphe götürmez bir gerçektir ancak 43 yıl sonra hak arama çabası Türkiye’nin haklılığını sakatlamaktadır.
 
Türkiye'nin;
Ege Denizi'nde ulusal hava sahası sınırını 6 mil olarak kabul etmesi ve bölgede yapılan ulusal ve NATO çerçevesindeki ortak tatbikatlar sırasında uçaklarını 10 millik kısım içerisinde uçurması, Yunanistan'ın sert tepkisine neden olmaktadır. 10 millik hava sahası ve 6 millik karasuları uygulamasının hukuksal geçersizliğine ilişkin olarak sıklıkla dile getirilen bir örneğe göre,  Yunanistan'ın uygulamakta olduğu 6 millik karasularının  dışında fakat 10 millik hava sahası içerisinde bulunan bir askeri geminin varlığı karasuları bakımından bir egemenlik ihlali oluşturmaz iken aynı gemiden havalanacak bir helikopter ulusal hava sahasının ihlal edildiği suçlamasına hedef olabilmektedir. Oysa devletlerin egemenlik sınırlarını belirlemede hareket noktası hava sahası değil kara sınırları ve bunlara bitişik karasularıdır.
 
Yunanistan, kendine göre haklı bir şekilde Türkiye’nin  hava sahası girişimlerini ulusal hava sahasının ihlal edilmesi olarak değerlendirmekte dolayısıyla, hem Türkiye'yi hem de bu bölgede uçuşlara katılan diğer devletleri protesto etmektedir.
 
Genel olarak asıl sorun;
Türkiye’nin özellikle 50’li yıllarda Ege’de Yunanistan’ın sinsi girişimlerine karşı gerekli tepkiyi vermemesi, öncelikle Ege adalarının silahlandırılmasına sessiz kalması, 10 NM’lik hava sahası ilanına itiraz etmemesi ve FIR hattı konusunda Ege hava sahasını tamamen Yunanistan’a devretmesinde yatmaktadır. Kıbrıs davasından sonra yapılan bu hataların önemi anlaşılmış ancak konunun artık bir “teamül” hukukuna dönmesi sebebiyle sorun içinden çıkılamaz bir hale gelmiştir.
 
Yunanistan’a göre;
Ege’deki tek sorun sadece Kıta Sahanlığı sorunudur. Ancak Ege’de Karasuları, Hava Sahası, FIR Hattı, Aidiyeti Belli Olmayan Ada ve Kayalıklar, Kıta Sahanlığı ve şimdi de Doğu Akdeniz Sorunu bulunmaktadır. Yunanistan’ın son zamanlardaki tutumu dikkate alındığında diplomasi yolu ile bu sorunların çözmek istemedeği aşikardır.
 
Yapılması gereken;
“Gun boat” diplomasisi ile bölgede diğer ülkelerle Yunanistan’a baskı oluşturabilecek bir diplomasi trafiği oluşturmaktır. Türkiye’nin milli güç unsurları Yunanistan’ı masada ve sahada yenecek kabiliyete sahiptir. Bu bilinçle Ege ve Akdeniz’de milli politikaların şekillenmesi gereklidir.
 
Sevgilerimle,
Dr.Kpt.Plt. M. Melih BAŞDEMİR
 

Bu yazı 4067defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum