Kpt.Plt. Osman ŞİRİN

Kpt.Plt. Osman ŞİRİN

Havayolu Taşımacılığı ve Kokpit

Kalogeri, Bir Ege Güzeli

10 Eylül 2020 - 18:39

Uçuculuk dünyasının en güzel nimetlerinden biri, sadece kokpitten görülebilecek eşsiz dünya manzaralarıdır. Uzun süre gökyüzünü arşınlayan meslektaşlarımın hafızaları fotoğraf kadrajına sığmayacak kadar güzel manzaralarla doludur.

Ege Denizinin ortasında, büyük adaların ve ana karanın çok uzağında yer alan Kalogeri Adası (kayalığı) benim hafızamdan hiç silinmeyecek güzellikte, kasvetli, gizemli ve eşsiz bir hatıradır. Sakız Adası’ndan Andros Adası’na bir çizgi çizdiğinizde yaklaşık olarak ortada kalır. Batı tarafında 100 metre kadar uzanan engebeli alçak kısmı, doğuda ise duvar gibi yükselen onu eşsiz kılan ihtişamlı kısmı bulunur. Sanki sivri bir tepenin yarısını bıçakla kesmiş atmiş gibi etkileyici bir duruşu vardır.

Üzerinde uçuşan martıları saymazsak hiç bir yaşam belirtisi yoktur. Üzerinde ot bile bitmez. Ama ne olursa olsun uzaydan getirilip Ege’nin ortasına saplanmış bir mızrak gibi durur.
 
Kalogeri Adası’nı çok kimse bilmez.
Hava Kuvvetler’nin savaşçıları bu konuda ayrıcalıklıdır.  2000’li yıllarda Bandırma’da görevliyken, kurallarını sadece bizim bildiğimiz Ege görevleri sırasında keşfetmiştim bu esrarengiz doğa parçasını.
 
Sonrasında;
Kiklad bölgesine düşen rotaları bir şekilde bu adanın yakınından ya da üzerinden geçirmenin bir yolunu hep buldum. Onca iş yükü, onca çeldirici ve onca risk unsurunun arasında, her seferinde, denizin ortasındaki bu güzelliğe, bir kaç saniye ayırdım.

Bir gün deniz yoluyla buraya gelebilir miyim?” diye aklımdan geçirdim durdum.
 
Aradan yıllar geçip te Yunanistan’da bulunan NATO Harekat Merkezi’de görev alınca karşıma bambaşka bir kimlikle çıktı benim sevgili Kalogeri Ada’m...
 
Yakın zamanda;
İlgili konuda detaylı bir yazı kaleme alan Melih Kaptan, Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarımız, Kıta Sahanlığı, Hava Sahası gibi konulara açıklık getirdi. Benim görev aldığım Harekat Merkezi de tam olarak bu konuların operasyonel ortamda uygulandığı, işlendiği ve değerlendirildiği bir platformdu. Bir anda kendimi, düne kadar F-16 kokpitinde nefes nefese canlı olarak gerçekleştirdiğim mücadelenin, masa başındaki politik boyutunun içinde buldum.
 
Bir de baktım ki;
Bütün Yunan uçaklarını Nea Ankialos Üssü’ne de çivilesen, Limni Skiros ve Girit’ten kalkan uçakların önüne duvar da çeksen, Ege’de yaptığın başarılı dalaşların videolarından derya gibi arşiv de yapsan, politik ortamda altını dolduramadığın zaman, yapılan mücadele uluslararası ortamda geçerlilik kazanmıyormuş.
 
Bir de baktım ki;
Benim sevgili Kalogeri Kayalığı’mı Yunanlılar kendi ülkesi bellemiş, 10 Mil’in içinden geçen bütün Türk Devlet uçakları için Hava Sahası İhlal değerlendirmesi yapıyor, NATO’ya da bu şekilde bildiriyor. Benim güzel Kalogeri’m adanın en tepesine yerleşmek için sıra bekleyen martılar ve üzerinden alçak geçişlerim film şeridi gibi geçti gözümün önünden..
 
Harekat merkezinde;
Diğer Türk arkadaşlarımla hummalı bir çalışma içine girdik. Hava sahası ihlali değerlendirmelerinin yüzde kaçının 6 Mil’in dışında olduğu, hangi aidiyeti belirsiz kayalıkların üzerinden geçişler için Hava Sahası İhlal tesbitinin yapıldığı, Ege Denizi üzerinde uçan Türk uçaklarının NATO dokümanlarının hangi referanslarına göre hangi tanıma girdiği konularını komuta kademesine ve bütün uluslardan mesai arkadaşlarımıza anlatabilmek, bu konuda bilinç ve duyarlılık yaratabilmek adına güçlü bir lobi çalışması yürüttük.

Sorumluluk alanımızda bir şeylerin gözden kaçmasına izin vermemek için çabaladık.
 
Bu süreçte şunu anladım ki;
Ülkelerin uluslararası ortamlarda tezlerini ortaya koyup uygulanabilir hale getirmeleri, siyasal, askeri, akademik ve ticari unsurlarının stratejik iş birliği ve zamana sarih analitik planlama ve yönetimiyle gerçekleştirilebiliyor.

Bu güne geldiğimizde Türkiye, dört bir cephede bir çok iç ve dış tehtit unsuruyla salgının da gölgesinde bir çok alanda çarpışırken, stratejik amaçlarımız neler ve bunların ne kadarını başarabileceğiz?
 
Bence şöyle;
Bulunduğumuz bölge  tarihin her döneminde, bünyesinde  büyük kaosları barındırmış. Bu gün de etrafımızdaki sorun yumağı günden güne büyüyor. Bundan yirmi , kırk ya da elli yıl önce ileriye bakıp 2020 yılına kadar bazı sorunlarımızı çözmüş olmayı hedefleseydik, belki bu günkü salgın hastalığın gölgesinde uluslararası kaos ortamına sırtımızda daha az yükle yakalanmış olurduk.
Dünya şu anda bir yandan dijital devrimi yaşarken, bir yandan da salgın nedeniyle stratejik denge ve eğilimler hızla değişiyor.
 
Acaba;
Biz 2030, 2040 ya da 2060 yıllarına nasıl bir hazır bulunuşlukla gireceğiz? Dünyanın her noktasını, her türlü havada, hassas olarak vurabilen silahlı uydular yada robot dronlar savunma sistemlerine entegre olurken biz hala iki inatçı komşu, 6 mil 10 mil muhabbetine devam edebilecek miyiz?
 
Benim sevgili Kalogeri’me gelince...
Hala denizden ziyarete gidemedim. Ama bu hayalim devam ediyor. Adanın sarp kısmında şnorkel dalışı yapmak istiyorum. Adanın tepesine çıkıp, güneşin İzmir’den doğuşunu ya da Atin’ya doğru batışını izlemeyi umuyorum. Yanıma bir de bardak alacağım.
 
Kim bilir;
Belki de Diyonisos Kalogeri’nin tepesine ilk çıkan için bir hatıra bırakmıştır.
Hele şu pandemi ablukası bir bitsin... J
 
Sevgilerimle,
Kpt. Plt. Osman ŞİRİN
 

Bu yazı 3346defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum